Karşınızda Cunda Adası

Temmuz 1, 2018 0 Yazar: kadirus94

 

Konuyu pek dağıtmadan Cunda’ya gelmek istiyorum. En eskiler de orada, ilkler de. İlginizi çekmek için kısaca bahsedeyim ikisinden. Türkiye’nin ilk boğaz köprüsü Cunda’dadır. Ayvalık ile karayolu bağlantısını sağlayan köprü ,ilk boğaz köprüsü ünvanına sahiptir. Benim sayabildiğim 7 adet rüzgar değirmeni var ada üzerinde. Bunların tahmini yapım yılı en az 2000-3000 yıl öncesine dayanıyor. Şimdi yola çıkalım ve biraz hareket  edelim..

Cunda diyoruz ismine ama bu isim ecnebiler tarafından kullanılır, Türkler oraya Alibey Adası derler. Ayvalık’tan ayrılıp adaya geçtiğiniz andan itibaren de zaten yapılar ve görüntüler iyiden iyiye değişmeye başlar. Evler taştan yapılmıştır ve herhangi bir depremin bu evleri yıktığı pek görülmemiştir. Sağlam ve alçak katlara sahip bu evler beyaz ve mavinin renklerine kendilerini bırakmış, adeta ” biz Akdeniz ve Ege’nin o serin rüzgarından geliyoruz”  diye bağırırlar. Rengerenk çiçekleriyle, ahşap ve taşın birleşmesiyle evler öyle güzel görüntüler sunar ki sizlere, daracık ve taş döşenmiş yollar bitmesin bu rüya son bulmasın istersiniz. 

Her adada olduğu gibi orada da bariz bir insan yapısı var. Gidecek başka bir yer yokmuş, tüm yollar denize çıkıyormuş diyerek ortak bir ruh haline bürünür insanlar. İyi, dürüst, sevecen ve sıcakkanlı davranışları ve görünüşleriyle ”keşke burada bir ömür yaşasam” dersiniz, ta ki evlerin ve arsaların fiyatlarını öğrenene kadar. Karayoluyla ulaşım mümkün, ama makbul olanı deniz yolu. Neden mi ? Çünkü ; Ayvalık’tan ayrılırken, yavaşça kemer gibi uzanan köprüyü fark ediyorsunuz, ardından şehrin kalesini ve sadeliğini. Hele de geceyse öyle bir görsel şölen sunuyor ki size bu deniz üzerinden yolculuk, biz o sıkış pıkış şehirlerde ne halt ediyoruz dedirtiyor insana.

Geceleri sokaklara kurulan masalar, her bir sokaktan gelen ayrı bir tıngırtı, kaldırılan kadehler, rengarenk giyinmiş insanlar ve o tertemiz deniz kokusu. Bunlar inanın bana paha biçilemez. Her bir köşe başında şarap ve peyniri afiyetle mideye indireceğiniz butik şarapevleri ve butik oteller var. Sahil şeridi tam bir curcuna, uzaktan bakınca yoğun bir kalabalık var aman girmeyelim TADIMIZ KAÇMASIN ALİ RIZA BEY  dedirtse de, içine girince öyle sakin ve huzurlu ki, saat nasıl ilerliyor anlamıyor insan. Gecesi başka gündüzü başka yerlerden Cunda, doğal yiyecekleri de bulabiliyorsunuz, hiç doğal olmayan ünlüleri de.

 

Bir keresinde bisikletle Cunda’ya gitmiştim geçtiğimiz yıllarda. Bu yukarıda bahsettiğim Rüzgar değirmenlerinden biri Koç’lar tarafından müzeye çevrilmiş, diğeri de Şarap Evi olarak hizmet veriyor. Sahilden uzaklaştıkça köy havası alıyorsunuz yaklaştıkça Rum esintileri. Gelen tatilcileri de kendine has. Öyle 9 çocuklu ortalığı kasıp kavuran aileleri veya Ferrari’sinden inip avel avel vale arayan tipleri burada görmeniz imkanıza yakın. Bu arada ; bahsettiğimiz bu binlerce yıl önce yapılmış rüzgar değirmenlerinden bazıları otele çevrilmiş, haftalık veya günlük güzel cep yakmayan miktarlarda burada konaklayabilirsiniz. Onu da yaşayan yazsın artık, bize nasip olmadı. 

Geceleri burada çoğu insan alkollü, fakat bizim Anadolu Çomarları gibi içmek için içmiyorlar. Sohbet ederken dili damağı kuruyor insanın bir iki kadeh yuvarlıyorlar. Ne bir taşkınlık ne bir kavga, ne de bunlara benzer bir şeye şahit olmadım.

Cunda adasının mükemmel koyları da var arka taraflarda. Rainbow bunlardan sadece biri. Denizi de gün batımı da manzarası da öylesine güzel ki, buraya gelmeden önce gittiğiniz yerleri unutturuyor diyemem ama aklınızdaki listede kendine epeyce yukarılarda yer buluyor. Cunda’ya gitmek için önce Balıkesir’de olmak sonra da Ayvalık’a gelmek gerek. Balıkesir’e girince de öyle kolayına gidilmiyor Ayvalık’a 2,5 saat kadar daha yol gittiğimi biliyorum. Cunda ve Çeşme’deki Alaçatı nispeten birbirini andırıyor. Burası biraz daha eski ve doğal bana kalırsa, daha az oynanmış üzerinde desem daha doğru olur. Zaten insan neyle oynadıysa bozuyor. Mesela İstanbul.

 

Sokak aralarında turlarken yüzlerce minik cafeye ve onların önünde huzurla uyuyan hayvanlara denk gelebilirsiniz. İçinizde eğer birine karşı, bir şeye karşı, kendinize karşı nefret varsa ve bundan kurtulmak istiyorsanız, tedavi amaçlı bile gitmenizi tavsiye ediyorum. Kötülük ve hinlik insandan çekilip alınıyor orada. Duru ve berrak beynin, huzurlu ve sakin gönülle birleştiği bir zaman dilimi yaşatıyor sizlere bu ada. Hırsınızı, öfkenizi, nefretinizi, sevgisizliğinizi, insani ne varsa sırtınızda taşıdığınız kapıda bırakıyorsunuz. Sahildeki lokmacıda lokma yemeyi, yan tarafa geçip dondurma yerken güneşi batırmayı, gece geç saatlerde balık ve rakının lezzetine varmayı ve adadan ayrılırken Dibek Kahvesi almanızı tavsiye ediyorum.

Vakti oldukça insan gezmeli ve görmelidir. Para yemek, gezmek ve zevk almak içindir. Geleceğini parayla garanti altına alacağını düşünenler, ne zaman öleceklerini biliyorlar mı ?  O halde kazanılan paradan biraz biraz kenara koyup bu cennet vatanın en güzel köşelerini bir bir gezmeniz ve gezemeyenlere anlatmanız temennisi ile şimdiden sizlere iyi gezmeler diliyorum.

 

Okurken güzel gittiğini fark ettim,dinlenebilir. -) Müzik

büyük fotoğraflar kaynak : source

 

                          —–KADİR US—–