Gelecek Tasarımına Farklı Bir Bakış

Haziran 30, 2018 0 Yazar: kadirus94

Çoğumuz gelecekle ilgili düşünürken veya fikirlerini anlatırken maddesel anlamda yoğruluyor düşünceleri. Nitekim düşünce dahi maddeselleşiyor. Kullanılan araçlar, araçların hızları, şekilleri, işlevleri değişirken ve yeni araç ve gereçler hayatımıza girerken yaşam biçimlerimizde de köklü değişikliklere yol açıyor. İletişim şekillerimiz, ulaşım biçimimiz, beslenme ve sosyalleşme alışkanlıklarımız, kan bağı, örf-adetler, din çıkışlı ritüeller ve bunlar gibi binlerce şeyi de değiştiren gelecek ve geleceğin getirdiği değişim her ama her şeyi olumlu etkiliyormuş gibi görünse de aslında bazı şeylere de zarar veriyor ve verecek. Bu bir nevi terazi gibi. Ne kazanıyorsak, başka bir yerden de kaybediyor olacağız canlılar olarak. Kimileri buna karma diyor kimileri ilahi adalet.  

Burada öncelikle tek bir örnek verip sonra gelecek tasarımında distopik bir çerçeve çizmek istiyorum.

Telefon olgusunu ele alalım mesela. Telefon, ilk icat edildiğinde hayata köklü bir değişiklik getirmişti ve insanın zaman algısını yeniden inşa etmişti. Saatler süren bir haberleşme olayı saniyelere inmiş ve zaman, bize bağımlı hale gelmeye başladı gibi bir algılama biçimini ortaya çıkardı. 7 saat yolculuk yapıp haftaya kızınızı istemeye geleceğiz diyen baba, 10 dk içinde 7 saatlik işi halledebiliyordu, Bu kırılma , insanları birbirinden uzaklaştırmak yerine daha da yaklaştırdı. Zamanı hızlandırdı diyemem belki ama insanı hızlandırdı. Ardından cebe giren telefonlar mekan-zaman algımızı da yerle bir etti. Düşünebilen insan -yani bizler- akıllı telefonları icat etti. Asıl sorun da burada başladı bana göre. Sosyal bağlar sıfır noktasına gelirken , çok başka sosyal ağlar oluştu. Yeme -içme alışkanları keza aynı şekil iki tuş ve otomatik ödeme seçeneğiyle (gelecekte hap yiyeceğiz)in bir tık altı seviyede seyrediyor. Aile bağları, haber alma yöntemleri, toplumsal etki ve tepkiler derken her şey gelişti ama tek bir şey hariç. Duygular… 

Neden eski fotoğraflardaki duyguyu yakalayamıyoruz şimdi diye soruyoruz hep kendimize, neden eskiden yapılan bir ankesörlü telefon konuşması kadar değerli gelmiyor bugünün en anlamlı konuşması ? Ben diyeyim, duygu yok. Eski arabalara binerken aldığınız o kokuyu , hissi neden bugünün son model arabası veremiyor da aynı cevapla sorulanıyor aslında. Kıçımızda taşıdığımız akıllı telefonların insanın her şeyini ne denli değiştirdiğini uzun uzun düşünmenizi istiyorum. Daha da duygusuzlaştığımız kesin diyorsunuz konuyu hiç bilmeyenleriniz bile.

Şimdi biraz geleceğe gitmeden önce geçtiğimiz yıllarda, günlerde yapılan şeylere ufak bir göz atalım istiyorum.

2001 yılında bir doktor ve ekibi 6500 km. uzaktaki bir hastayı , cerrahi bir operasyon ile ameliyat etti. Geçtiğimiz aylarda iki salyangoz arasında bilinç,duygu ve anı nakli yapıldı. (Herkesin aklına Altret Carbon geldi biliyorum) Uzayda bugüne kadar toplanan verinin kat kat fazlası saatler içinde topanıyor. İlk koloni kurma çalışmaları başladı, Afrika’da değil, Mars’ta !! Kullanılabilir roketler, havasız ortamda binlerce km. hıza çıkan temassız trenler, savaş araç gereci adı altında üretilen güneş sistemine zarar verecek nükleer ve ötesi saldırı silahları… Biyoloji ve Kimya alanında aklımızın sınırlarını ciddi manada zorlayan buluş ve teknolojiler, Artık insan beyni inceleniyor. Bilinen en karmaşık yapı çözülmek üzere. Organlar 3D yazıcı sayesinde çoğaltılabiliyor. Size doktora gitmeniz gerektiğini söyleyen tuvaletlerden, kan basıncınızı söyleyen saatlere kadar gelişmeler hızla devam ediyor. İklim değiştiren makineler, bilinç çözücü bilgisayarlar. Başka bir dil kodlayıp şifreli konuşan yapay zekalar, anı ve hatıraları izleyebildiğiniz bir teknoloji bulundu bulunacak. Bir de açıklanmayan şeyleri düşünün !! Devletlerin, örgütlerin, gizli teşkilatların ve parayı elinde tutan bilim insanlarının ürettiği , denediği , halkın daha açıklanması için hazır olmadığı şeyleri düşünün. Bir cep telefonu bile hayatımızı bu denli değiştirirken , sizce bunlar bizi neye dönüştürecek ? 

Farkındaysanız hala bugündeyim , geleceğe bir gün dahi gitmedim.

Biyonik kollu bir birey düşünelim. Klonlanmış kalbi ikinciye değiştiriyor. Tuvaletten kalkınca üre seviyesini teklikeli gören akıllı tuvalet, doktordan hemen randevu alıyor sahibi için. Hassaslaştırılmış retina göz artık karanlıkta da görebiliyor ve artık ışığa gerek yok. İletişim için telefona veya bir cihaza gerek yok. Sinirsel olarak iletişim sağlanabiliyor. Uzak seyahatleri başlamış, İlk temas gerçekleşmiş ve tüm din ve inanç sistemimiz değişmiş. Yıldızlara baktığımızda onların geçmişine gidebiliyoruz, Orada olursak da kendi geçmşimize gidebilir miyiz ? Sorusu konuşuluyor. Para ve alım -satım işlemleri çok başka şekillerde yapılıyor. Günümüzdeki sanal paranın evrimleşmiş hali de diyebiliriz. Hayatımızda hiç olmayan uzaydan getirilen maddelerle birlikte onların dönüştürüleceği şeyleri bir düşünün. Dünya artık sadece küçükken oyun oynadığımız bize çok büyük ve tek gelen mahallemiz gibi. Sonradan gidince ne kadar küçük ve dar sokaklara sahip olduğunu anlarız ya, tıpkı öyle olacak. Mahfedilmiş bir dünya bulacağız her uğradığımızda.  

Peki duygular ne halde olacak ? Bir gece marsta bir gece yıldızlararası seyahat eden insan veya makineleşmiş insan. bedeni makine bilinci ve bilgisi insan kalabilmiş insan veya maymundan evrilen insan gibi robot-insana evrilen insan ne derseniz diyin, yine duygularıyla hareket eden bir canlı olarak kalacak mı dersiniz ? Hormonları evrimleşmiş, duyguları çok başka şekilde açıklanan, veri, bilinç, bilgi ve sonsuzluk peşine düşmüş bu insanın hisleri nasıl açıklanacak. Hisler de mi verisel bir akışa sahip yoksa. Tıpkı bugün din denilen arap edebiyatının eşsiz ve kusursuz öyküleri gibi, onlar da zamanla gerçeklik ile mi örtüşecek ?  

Işınlanma bulunduğunda, hangi iki sevgili kavuşmaktan zevk alacak diyorum sizlere ? Anne babasının binlerce yıldır ölmediğini gören bir evlat nasıl da genç olduğunu hissedecek 278 yaşındayken. Bilinç transferiyle ele verilen insan ve beyninin mahremiyeti nasıl korunacak kötüler tarafından. Bunların içinde duygu ve sevgi nerede göremiyorum. Her şeyden önce bilimin tüm bu olması gereken harikulade şeyleri tasarlarken ve geleceğe yön verirken, insanı insan yapan duyguları ve hisleri es geçtiği kanaatindeyim. Tıpkı akıllı telefonlarda olduğu gibi. Aksi halde, ölmeyen, bilinci sürekli basılmış yeni bir bedene aktarılan zaman ve mekanın ötesine ulaşmış, bilgisi ve öngürüsü, hatta algıları son seviyeye gelmiş bir insanın, hatasızca ilerlemesi ne mümkün. Tanrılaşmış bir model çıkarmıyorum sizlere, sadece eskiden en uzun yaşam 25 yıldı. Bugün 3 hatta 4 katı yaşıyoruz.

Gelecekte de bu böyle olacak. 300-400 yıl yaşamak normal gelecek insanlara. 400 yıl yaşayan biri, tüm tecrübesiyle, bilgisi ve yaşanmışlığıyla , tüm o doğallıktan uzak evrende, hangi duyguları besleyecek sadece bunları sorgulatmak istedim sizlere.  Tıpkı yukarıdaki görselde olduğu gibi sadece doğal kalan beynimiz ya da zihnimiz olduğunda, binlerce yıl yaşayabilen canlılar olduğumuzda, hislerimiz ve duygularımız ne olacak ? Birbirimizle olan ilişkilerimiz ne düzeyde olacak ? Sizlerden cevap bekliyorum.                                                             3. source                 4. source                         1.  source                  2. source

6. source         5. source   7. source